Eğitimde sorun ‘Atatürkçülük’ ve Kemalizm’miş

0

Eğitimde sorun ‘Atatürkçülük’ ve Kemalizm’miş. Hükümete yakınlığı ile bilinen Eğitim Bir Sen hazırladığı raporda eğitimde sorun için fatura Kemalizm’e, Atatürk ilke ve inkılaplarına biçildi. Sendikaya göre eğitimde sorun aynı zamanda Türkiye’de din eğitiminin geç başlamasından kaynaklanıyor. Eğitim Bir Sen’e göre ilkokul birinci sınıftan itibaren yeniden düzenlenmiş bir din eğitiminin başlaması gerek.  

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen’in hazırladığı “Gecikmiş Bir Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi” raporunu açıkladı. 50 akademisyen ve 400 öğretmenden oluşturulan 9 komisyon tarafından hazırlanan raporda eğitimde sorun olarak Atatürkçülük ve Kemalizm’in altı çizildi.

Yalçın raporu şöyle anlattı:

NASIL BİR MÜFREDAT İSTİYORUZ? Yıllardır, nasıl bir müfredat ve eğitim sistemi istediğimizi, önerilerimizle birlikte dile getiriyoruz. İthal programlarla, millî ruhtan yoksun müfredatlarla sorunlarımızı çözemeyeceğimiz, medeniyet değerlerinden habersiz nesillerle muasır medeniyetler seviyesine çıkamayacağımız gerçeğinin altını çizdik. Eğitimin asıl amacı ve işleyişi; çocuklarımıza öğreteceğimiz bilgi, onlara kazandıracağımız erdemli davranışlar, aşılayacağımız millî bir ruh, yerli bir kimlik ve evrensel felsefi değerlerle gelişmiş bir kişilik tamamıyla müfredatla ilgilidir.

EĞİTİM SİYASİ ELİTLERİN ELİNDE KALDI: Modern Türkiye’nin kurulma sürecinde, eğitim siyasal elitlerin elinde çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmanın, modern, seküler bir toplum ve birey inşa etmenin temel aracı olarak görülmüştür. Cumhuriyet döneminin elitleri, dini bağların güçlü olduğu maneviyatçı bir toplumdan seküler bir ulus inşa etmek hedefiyle hareket etmiş, bu amacı gerçekleştirmek için de, pozitivist bilim anlayışı çerçevesinde modernlik adı altında bir endoktrinasyon sistemi tasarlamıştır.

PROJEYİ KEMALİZM DİYE TANIMLADILAR:  Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni bir kimlik, ulus ve devletin oluşturulmasını hedefleyen bu modernleşmeci proje, Kemalizm olarak tanımlanmıştır. Kemalizm, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze eğitim sisteminin üzerindeki kurucu etkisini sürdürmüştür. Bu ideoloji, devleti bireye önceleyen, farklılıklara izin vermeyen ve tek tipçi bir eğitim anlayışını dayatmaktadır.

ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARI: Türkiye’deki mevcut yasal çerçeve ise, başta devletin çocuk eğitiminde ebeveynin din ve inanç tercihlerine saygı göstermesi olmak üzere, uluslararası hukukça benimsenen temel ilkelerle çelişmektedir. Başta anayasa olmak üzere, Türkiye’de eğitimle ilgili yasal çerçeve, eğitimin içeriğini, yapısını ve gerçekleştirme biçimini doğrudan, belirli bir ideolojik amacı gerçekleştirme ve endoktrine etme olarak tanımlamıştır. Anayasadaki hükümler, eğitime ilişkin kanunlar ve yönetmelikler, eğitimin Atatürk ilke ve inkılaplarının ötesinde farklı değerlerle eğitim yapılamayacağını belirtmiştir. Okul öncesinden yükseköğretime kadar Türkiye’deki tek tipçi ve dolayısıyla farklılıklara izin vermeyen eğitim sisteminin zemini budur.”

 EĞİTİMDE VESAYETCİ ANLAYIŞ VAR

Son yıllarda eğitimde önemli değişimler ve ciddi iyileştirilmeler gerçekleştirilmiş olsa da, müfredat ve ders kitapları hâlâ belli bir ideolojiye katı bağlılığı öngörmektedir. Eğitim sistemi, bir yandan çoğulcu, demokratik, farklılıklara imkân tanıyan bir çerçeveye, diğer yandan da ortak bir kültür, millet ve vatan etrafında birleşmeyi sağlayacak şekilde yeniden kurgulanmalıdır. Bu çerçevede, eğitim sistemini düzenleyen en üst temel belge olan anayasadan başlanarak ilgili tüm mevzuat değiştirilmelidir. Müfredatın öğrencilerin bireysel özelliklerini dikkate alan, tek tipçiliği dayatmayan bir şekilde tasarlanması elzemdir.

YENİ TÜRKİYE’DE EĞİTİM NASIL OLMALI?

 “Yeni Türkiye ve demokratikleşme vizyonu, öğretim programlarıyla bütünleştirilmelidir. Öğretim programlarımızda, Türkiye’nin özellikle son yıllarda atmış olduğu demokratikleşme adımları yeterince yer almamaktadır. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı demokratik gelişme öğretim programlarıyla bütünleştirilmelidir. 1960, 1971, 1980 ve 1997’de yaşanan askeri darbelerin demokrasinin gelişimine ve hayatın olağan akışına yaptıkları olumsuz etkilere öğretim programlarında geniş yer verilmelidir. Aynı şekilde, 15 Temmuz 2016’da yaşanan melun darbe girişimi ve bu girişimin milletin doğrudan müdahalesiyle püskürtülmesi de öğretim programlarında yer almalıdır.

Talim ve Terbiye Kurulu yeniden yapılandırılmalıdır. Eğitim sisteminde çoğu zaman bir vesayet kurumu olarak çalışan ve statükonun yanında, değişimin karşısında olan tutumuyla öne çıkan ve en önemlisi de eğitimi bir endoktrinasyon aracı olarak kullanan Talim ve Terbiye Kurulu’nun yapısında sivilleşme, normalleşme ve demokratikleşme ihtiyacı vardır.

Empatik ve eleştirel bir millî tarih/kültür anlayışı benimsenmelidir.

UYGULAMALI DİN EĞİTİMİ GELMELİ

Din eğitimi, toplumsal talepler temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Türkiye’de zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi, İslam dini ağırlıklı olmak üzere, diğer dinleri, inançları ve ahlaki öğretileri olabildiğince nesnel bir şekilde tanıtıcı bir üslupla sunulmalıdır. Bununla birlikte, seçmeli din ve değerler eğitimi dersleri ise, velilerin ve öğrencilerin talepleri göz önüne alınarak İslam dinini sevdirmeyi ve benimsetmeyi esas alan, gerektiğinde uygulamaya da yer verecek şekilde yapılandırılmalıdır. OECD ülkeleri ile Türkiye arasında görülen en önemli farklardan biri de, Türkiye’de din ve ahlak eğitimi daha geç başlamakta ve ilkokulda çok sınırlı oranda verilmektedir. Türkiye’de din ve ahlak eğitimi, OECD ülkelerinde olduğu gibi birinci sınıftan itibaren verilmelidir.

Paylaş

Yorumlar kapatıldı